+90 224 618 08 00

  • Telefon

    +90 224 618 08 00
  • Email

    bilgi@meditercan.com
  • Obezite

    Birçok Hastalığa Neden Olabilir.

  • Kök Hücre Tedavisi

    Kök Hücre Nedir?

  • PRP Tedavisi

    Kendi kanınızdan gelen güç!

  • Neden Check-Up Yaptırmalıyız?

    Sağlıklı bireylerin sağlık taramalarının yapılıp genel durumlarının...

  • Birinci Yılımız Kutlu Olsun

  • Açılış Törenimiz

    Açılış törenine ilgi yoğundu...

  • Hasta Odalarımız

    Hastalarımızı, onların konforu ve rahatı için özenle hazırladığımız odalarda, misafir ediyoruz.

Bölümlerimiz

Bizden Haberler

Birinci Yılımız Kutlu Olsun

Birinci Yılımız Kutlu Olsun

Mustafakemalpaşa ve çevresinde üst düzey teknolojilerden faydalanarak uluslararası sağlık politikalarına bağlı kalarak hastalarımıza en iyi hizmeti vermek amacıyla bir yıldır buradayız.

Alanında uzman ve tecrübeli hekim kadromuzla ve güler yüzlü ekibimiz ile nice sağlıklı yıllarda birlikte olmaya devam edeceğiz.

Meditercan Tıp Merkezi Açıldı

Meditercan Tıp Merkezi Açıldı

Özel Meditercan Tıp Merkezi Açıldı

Özel Meditercan Tıp Merkezi Mustafakemalpaşa,  Karacabey, Susurluk ve bağlı bulunduğu mahallelere hizmete başladı.

Op. Dr. Fatih Volkan TERCAN tarafından Mustafakemalpaşa’ya yapılan büyük bir yatırımla, Mustafakemalpaşa,  Karacabey, Susurluk ve bağlı bulunduğu mahallelere hizmete başladı.

Uzman ve Deneyimli Kadrosuyla Özel Meditercan Tıp Merkezi ilk olarak Ortopedi ve Travmatoloji, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon, Acil Servis bölümleri ile başlayıp daha sonra Dahiliye, Genel Cerrahi, Kadın Hastalıkları ve Doğum, Göz Hastalıkları, Kulak Burun Boğaz, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Kardiyoloji, Radyoloji ve Tıbbi Biyokimya bölümleri ve Açık MR, Endoskopi, Kolonoskopi ve Özel Ambulans hizmetlerinin devreye girmesiyle Özel Meditercan Tıp Merkezinin kuruluş aşamasını tamamlayacak.

Özel Meditercan Tıp Merkezi’nin, bölge halkının sağlık sorunları için Bursa Merkeze giderek tüm günlerini sağlık sorunlarına ayırmalarına son verecek. Şimdiden yoğun ilgi gören Özel Meditercan Tıp Merkezi her geçen gün hizmet standartlarını artıracaktır.

Açılış Törenine İlgi Yoğun Oldu

Açılış Törenine İlgi Yoğun Oldu

MUSTAFAKEMALPAŞALILARA HİZMET VERECEK

ÖZEL MEDİTERCAN TIP MERKEZİ AÇILDI

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Operatör Doktor Fatih Volkan Tercan tarafından kurulan Özel Meditercan Tıp Merkezi Mustafakemalpaşa’da hizmete girdi. Tatkavaklı Kavşağı’nda düzenlenen açılış törenine vatandaşlar büyük ilgi gösterdi. Açılışa Mustafakemalpaşa Belediyesi eski Başkanı Sadi Kurtulan, siyasi parti temsilcileri ve vatandaşlar katıldı.


İLÇEDEKİ TEK ÖZEL SAĞLIK MERKEZİ…

Bursa’da Özel Ceylan Hastanesi içindeki ortopedi ve travmatoloji biriminin işletmeciliğini de yapan Tercan, Mustafakemalpaşa ilçesindeki ihtiyaç üzerine bu tesisi açtıklarını söyledi. Tercan, uzun yıllardır devlet kurumlarının desteğiyle sağlıklarına kavuşan Mustafakemalpaşalıların artan nüfus ve Bursa’ya olan mesafe yüzünden acil sağlık çözümlerine ulaşma anlamında zorlandıklarına dikkat çekerek, ilçede böyle bir talebin oluşması üzerine deneyimli hekim kadrolarıyla bir hastanenin bütün niteliklerine sahip ve ilçenin tek ‘Özel Sağlık Merkezi’ni kurduklarını söyledi. Tercan, artık Mustafakemalpaşalıların uzun mesafeler kat etmeden, kendi ilçelerinde, uzman sağlık ekibiyle, nitelikli sağlık hizmetine kavuşturduklarını vurguladı.

İHTİYACA YÖNELİK HER BİRİM BULUNUYOR…

Özel Meditercan Tıp Merkezi’nde başta ortopedi ve travmatoloji bölümü olmak üzere fizik tedavi ve rehabilitasyon, kadın hastalıkları ve doğum, genel cerrahi, göz hastalıkları, dahiliye, çocuk sağlığı ve hastalıkları, radyoloji bölümleri yer alıyor. Ayrıca merkezde; doğum ünitesi, ameliyathane, 7/24 açık acil servis ve özel ambulans hizmetleri imkanları bulunuyor.

Kök Hücre Tedavisi

Kök Hücre Tedavisi

Kök Hücre Nedir?

Kök hücre vücutta bulunan tüm hücrelere dönüşme potansiyeli olan ana hücrelerdir. Embriyonik kök hücre ve yetişkin kök hücre olarak ikiye ayrılır. Yetişkinlerdeki kök hücreler, erişkin dokuları yenileyebilme yetisine sahiptir ve vücudun onarımında görev alır.

Kök hücreler iki özellikleriyle tanımlanırlar. Birincisi, bölünebilir olmaları ve aynı türden yeni kök hücreler meydana getirebilmeleri, yani ‘kendilerini yenileyebilir’ olmalarıdır. İkincisi, belirli bir işlevi yürütecek deri, kas ya da kan gibi özelleşmiş hücrelere olgunlaşabilmeleri ya da ‘farklılaşabilmeleri’dir.

 

Kök Hücre Tedavisi Nedir?

Kök hücre tedavisi, hastanın hasarlanmış hücre ya da dokularını onarmak veya yenilemek için kök hücreleri ya da kök hücrelerden köken alan hücreleri kullanan bir tedavi yöntemidir. Kök hücreler kana verilebilir ya da hasarlı dokuya doğrudan nakledilebilir, hatta dokunun kendi kendisini onarması için hastanın kendi dokularından üretilebilir.

Eklemlerde farklı nedenlerle ortaya çıkabilen kıkırdak hasarı, özellikle diz ve kalça ekleminde zamanla aşınma, ağrı ve sonunda da kireçlenme olarak tanımlanan artroza sebep olur. Kıkırdak çok özel yapı olduğundan kıkırdak hücresi öldüğünde kendisini yenileyemez, kendi kendini iyileştiremez. Bu nedenle eklemlerdeki bu hasarı durdurmak ve ilerlemesinin önüne geçmek gerekir.

Kök hücre tedavisi, erken dönemde kıkırdak hasarlanması başlamış, ağrılı ekleme sahip ancak cerrahi için erken olan veya ameliyat olmayı istemeyen hastalarda, kıkırdak hasarının ilerlemesini azaltmak amacıyla kullanılan bir yöntemdir. Bununla birlikte, diz eklemi içinde eklem yüzlerinin birbirine sürtünmesini önleyip destek görevi gören menisküs yırtılmasında da kök hücre tedavisinden yararlanılmaktadır. 

 

Kök Hücre Nasıl Elde Edilir?

Kök hücre, yağ dokusundan ve kemik iliğinden elde edilir. Hücrelerin alınma işlemi, hastanın ağrı duymaması için hastaya hafif sakinleştirici verilir ve lokal anestezi altında yapılır. Leğen kemiği veya göbek bölgesinden alınan yağ dokusu içerisindeki kök hücreler steril koşullarda filtreleme ve ayrıştırma işlemine tabi tutulur. Yaklaşık 20 - 30 dakika süren kök hücre hazırlık işlemi sonrasında, elde edilen saf kök hücreler hastaya uygulanmaya hazır hale gelir.

 

Kök Hücre Tedavisinin Başarısını Etkileyen Faktörler Nelerdir?

Tedavinin başarısını arttıran ana etken doğru hasta seçimi ve kök hücrelerin uygun teknikle elde edilmesidir. Bununla birlikte hastaların kilo vermesi, düzenli egzersiz yapması gibi yaşam tarzı değişiklikleri kök hücre tedavisinin uzun dönem etkisini artırmaktadır.

 

Hangi Ortopedik Hastalıklarda Kök Hücre Tedavisi Uygulanabilir?

   •      Diz, kalça, omuz, el ve ayak bileği gibi eklemlerin  kireçlenmelerinde,

   •      Kalça, omuz, diz, ayak bileğindeki kemiklerin beslenmesinin bozulup, kemiklerin ve kıkırdakların canlılığının bozulduğu avasküler nekrozlarda,

   •      Menisküs yırtıklarında,

   •      Kaynamayan kırıklarda,

   •      Kas ve tendon bozulmalarında yırtıklarında

 

Ortopedik Hastalıklarda Kök Hücre Tedavisi Kimlere Uygulanamaz?

   •      Beden kitle indeksi 30’un üzerinde olan obez ve çok kilolu hastalara,

   •      Kireçlenme ileri düzeye ulaşmış ve kıkırdak dokusu tamamen bitmiş olan kişilere,

   •      Bağışıklık sistemi farklı nedenlerle zayıflamış olanlara,

   •      Romatizmal hastalıkları olan kişilere.

PRP Tedavisi

PRP Tedavisi

Kendi Kanınızdan Gelen Güç!

Kişinin kendi kanıyla iyileşmesine imkan veren PRP (Platelet Rich Plasma-Trombositten Zengin Plazma) tedavisi vücudumuzun hastalıkları iyileştirme potansiyelini kullanan yeni bir tedavi yöntemidir. Dokularımızda herhangi bir hasar oluştuğunda kanımızda bulunan trombositler bu bölgede toplanarak onarım sürecini başlatır. PRP uygulamasının amacı ise hasarlı dokuya kan dolaşımı ile taşınabilecek olandan çok daha fazla sayıda trombosit verebilmektedir. (Bu yöntemle elde edilen trombosit yoğunluğu kandakine göre 8-13 kat fazladır.) Böylece hasarlı dokunun hızla onarımı başlar ve iyileşme süreci hızlanır.

Kas-iskelet sistemi yaralanmaları ve hastalıklarının iyileşmesinde kullanılan bu tedaviyle; omuz ağrıları (kas sıkışmaları ve yırtıkları), dizdeki çapraz bağ yaralanmaları, eklem kireçlenmesi, tenisçi dirseği gibi inatçı dirsek ağrıları, topuk dikeni gibi birçok rahatsızlık tedavi edilebilmektedir.

 

PRP Nasıl Elde Edilir?

Hastadan alınan 10 cc kadar kan bu iş için özel olarak hazırlanmış tüplere alınarak çeşitli işlemlerden geçirilerek, iyileştirici faktörlerin daha yoğun olduğu yaklaşık 2-3 cc’lik bir kısmı enjektöre alınır ve sorunun olduğu bölgeye uygulanır.

 

PRP Nasıl Uygulanır?

Diz kireçlenmelerinde diz eklemi içine hastalığın şiddetine göre 15 gün arayla 2 kez uygulanır. Tenisçi dirseği, aşil tendiniti, omuz tendon yırtılmaları gibi durumlarda ise bir ay ara ile enjeksiyon uygulamaları yapılmaktadır.

 

PRP Kimlere Uygulanmamalıdır?

Trombosit sayısı normalin altında ise kanda pıhtılaşma sorunu varsa, eşzamanlı antikoagülan (kan sulandırıcı) tedavi alınıyorsa, aktif enfeksiyon varsa, tümör veya gebelik varsa, PRP tedavisi uygulanmamalıdır.

 

PRP Uygulamasının Yan Etkisi Var mıdır?

PRP yönteminin ciddi yan etkisi yoktur. Yalnızca yapıldığı bölgede geçici bir ağrı ve şişme yapabilir. Bu etki 1-2 gün içinde kendiliğinden geçer bu dönemde doktorunuzun önereceği ağrı kesicileri kısa süre kullanabilirsiniz.

Neden Check-Up Yaptırmalıyız?

Neden Check-Up Yaptırmalıyız?

Sağlıklı bireylerin sağlık taramalarının yapılıp genel durumlarının değerlendirilmesi ve henüz şikayete yol açmamış olası bir hastalığın tanısını koymak için yapılır. Check up yaptırmak kişinin kendine ve sağlığına özen göstermesidir. Bazı hastalıklarda erken teşhis son derece önemlidir. Bu nedenle check up taramaları sonucunda bu tür hastalıkların erken teşhisi tedavi başarısını da artırmaktadır.

Check-Up Programı 1

Dahiliye Muayenesi
Tam Kan Sayımı
Kolestrol
HDL Kolestrol
LDL Kolestrol
Açlık Şekeri
Akciğer Grafisi
İdrar Tahlili
EKG
AST
Üre
Kreatinin

Check-Up Programı 2

Dahiliye Muayenesi
Tam Kan Sayımı
Kolestrol
HDL Kolestrol
LDL Kolestrol
Açlık Şekeri
Akciğer Grafisi
​İdrar Tahlili
EKG
AST
Üre
Kreatinin
GGT
ALP
ALT
Trigliserit
Sedimantasyon
TSH
Fe
Fe Bağlama
Erkeklerde; sPSA, PSA ve Prostat Muayenesi
Kadınlarda; Smear ve Meme Muayenesi

Sünnet Hangi Yaşlarda Yapılmalıdır?

Sünnet Hangi Yaşlarda Yapılmalıdır?

Türkçe anlamı olarak sünnet, erkeğin cinsel organın uç kısmındaki  fazla derinin, kesilip ayrılması işlemidir.

Sünnetin Faydaları Nelerdir?

Sünnet; penis ucu temizliğinin sağlanması, tekrarlayan penis ucu iltihaplarının önlenmesi, yeni doğan döneminde yapılırsa, idrar yolu iltihabı görülme riskinin düşürülmesi, cinsel yolla bulaşan hastalıkların azalması, sünnetli erkeklerin cinsel temasta bulundukları kadınlarda, rahim ağzı kanseri riskinin azalması, penis başı kanseri riskinin azalması gibi faydaları vardır.

Sünneti Kim Yapmalı?

Sünnet uzman bir doktor tarafından yapılmalıdır. Bu doktor; Genel Cerrah, Ürolog, Çocuk Cerrahı, Plastik Cerrah… gibi farklı cerrahi branş hekimi olabilir. Sünnet konusunda deneyimi olan bir hekim tercih sebebidir. Uzman bir hekim tarafından yapılmayan sünnetlerde; steril malzeme kullanılmaması, yara enfeksiyonu görülme ihtimalini arttırdığı gibi, hepatit B, hepatit C veya HIV (AIDS) gibi bir takım bulaşıcı ciddi enfeksiyonlara da yol açabilir. Ayrıca penis başı yaralanmaları, sünnet derisinin gereğinden az veya fazla kesilmesi, idrar deliği yaralanmaları, kanama… gibi bir çok komplikasyonun ortaya çıkma olasılığı artar. Sünnet, uzman hekim tarafından yapılarak yara dikildiği için iyileşme daha hızlı olur ve sünnet sonrası kanama gibi riskler daha düşük olur.

Sünnet Nasıl Bir Anestezi ile Yapılmalıdır?

Sünnet gerektiği zamanlarda genel anestezi altında yapılabilir. Bu özellikle aşırı fobisi olan, sünnet esnasında hareketli olan çocuklarda tercih yöntemidir. Sünnet için Genel anestezi  (Sedasyon)  tercih sebebi olmakla birlikte,  lokal anestezi ile de uygulanabilir. Bebekler ve  yaşı yeterli olgunluğa ulaşmış, sünnet fobisi olmayan çocuklar ile çeşitli sebeplerden ileri yaşlara kadar sünnet olmamış kişiler , lokal anestezi ile kolaylıkla sünnet edilebilir.  Biz birçok çocuğa “I pad” veya “tablet” ile oyun oynarken kolayca sünnet yapabilmekteyiz.

Sünnet Hangi Yaşlarda Yapılmalıdır?

 Sünnet yapma yaşı ile ilgili farklı görüşler de bulunmakla birlikte; genellikle; tıbbi zorunluluk olmaksızın, isteğe bağlı sünnet için önerilen bazı yaş grupları vardır. Bu dönemler 6 ile 15 ay, 2 ile 4 yaş ve 7 ile 10 yaş aralarıdır.  4-6 yaş arası  erkek çocukların ruhsal-cinsel gelişimi açısından kritik bir dönemdir. Çocuğun sağlıklı bir şekilde ruhsal-cinsel gelişimini tamamlayabilmesi için tıbben zorunluluk olmadıkça 4-6 yaş arasında sünnetten kaçınılması önerilir. Bu sebepler nedeniyle bazı uzmanlar ise 2 ile 7 yaş arasında sünnet yapılmamasını önermektedirler. Sünnet yapılması zorunlu olduğu, ara yaşlarda bulunan çocuklarda  genel anestezi tercih etmek daha uygundur.

Sünnet sonrası sıkı  bandaj veya sargı uygulaması önermiyoruz. Ertesi gün bandajları açarken çocuk daha fazla sıkıntı duyabilmekte, kanama tetiklenebilmektedir. Genellikle ilk gün dışında ağrı kesici ihtiyacı olmamaktadır. Normalde sünnet öncesi koruyucu antibiyotik gerekmez. Sünnet sonrası  nadiren gelişebilecek enfeksiyon durumlarında ihtiyaç olabilir.

“Hipospadias” dediğimiz, idrar kanalının doğuştan, penisin alt tarafına açıldığı durumda, sünnet yapılmamasının gerektiği  önemli bir durum vardır. Halk arasında yarım sünnetli veya peygamber sünnetli diye tarif edilen  bu bozukluğun düzeltilmesi için, yapılacak ameliyatta sünnet derisi kullanılacağı için sünnet yapılmamalıdır.

Obezite Birçok Hastalığa Neden Olabilir

Obezite Birçok Hastalığa Neden Olabilir

Obezite günümüzde önlenebilir ölümlerin sigaradan sonra ikinci en önemli nedenidir.

Diyabet, kalp damar hastalıkları, hipertansiyon, hiperlipidemi, beyin-damar hastalıkları, bazı kanserler, uyku apne sendromu, karaciğer yağlanması, gastroözefagial reflü, safra hastalıkları, depresyon, infertilite, polikistik over hastalığı ve osteoartroz gibi hastalıklara neden olabilir.

Dünya Sağlık Örgütü’ne  göre, dünya genelinde 2016 yılında 1,9 milyar fazla kilolu ve 650 milyon obez yetişkin olduğu tahmin edilmektedir. Ülkemizde de obezite sıklığı hem yetişkin hem de çocuk ve adolesanlarda giderek artmaktadır.

Obezite, yüksek enerji alımına sekonder olarak vücutta aşırı yağ birikimi ile gelişir. Vücut yağ yüzdesini belirlemek kolay olmadığı için obezite, aşırı yağdan ziyade aşırı kilo olarak tanımlanmaktadır. Obezite tanım ve derecelendirmesinin beden kitle indeksine dayanarak hesaplanır. “BKİ= Ağırlık (kg)/Boy (m2 )”. BKİ > 30 olan kişiler obez olarak değerlendirilir.

Ayak Bileği Burkulma ve İncinmeleri

Ayak Bileği Burkulma ve İncinmeleri

• Geçtiğimiz 10 yılda tedavi yaklaşımı en fazla değişen bölgelerden biri ayak bileğidir.
• Ayak bileği tibianın ana eklem yüzeyinin dış kısımdan fibulanın desteklediği yuva ile talus kemiğinin eklem yapmasıyla oluşur.
• Bu eklemdeki yapıyı ve kazalarındaki tedaviyi karmaşıklaştıran faktör ise içteki 4, dıştaki 3, ve üstte tibia fibulayı bağlayan 1 (syndesmos) bağdır.
• Bu çok sayıdaki bağ yapısı eklemin kusursuz hareketinin kontrollü olmasını sağlar.
 
Ayak bileği burkulması sonrası ayak bileğinde;
• Ağrı
• Şişme
• Kızarıklık, birkaç gün sonra morarma
• Dokununca hassasiyet
• Ağırlık verirken ağrı ve üzerine basamama


Tedavi:
• En sık görülen yaralanma dış bağ yırtılmalarıdır.
• Çok hafif olanları (grade I) dışında büyük çoğunluğuna alçı uygulanması gerekir.
• Alçı uygulanmayan vakalarda bağlar tam formunda iyileşemez ve ayak bileğinde sürekli burkulmalar olur
• Ayak bileğinin fizyolojik öne-arkaya hareketine yuvarlak bir hareket eklenir. Bu da zamanla kireçlenmeye neden olur.
• Günümüzde üzerine kolaylıkla basılabilen, banyo yapılabilen, üzerine ayakkabı giyilebilen alçı teknolojileri nedeniyle risk almak son derece anlamsız hale gelmektedir.
• Alçı süresi yaralanmanın ağırlığına göre 3-6 haftadır.  
• Çok ciddi olanlarda ameliyat gerekebilir
• İç bağlar nadiren yırtılır ve büyük kısmına cerrahi müdahale gerekir.
• Aksi halde bağ iyileşmez ve dış bağ yırtıklarına benzer biçimde öğütücü bir hareket gelişir ve kısa süre (1-3 yıl) ciddi kireçlenmeler oluşur.

Metabolik Sendrom

Metabolik Sendrom

Metabolik sendrom gelecekte diyabet ve kardiyovasküler hastalık gelişim riskini arttıran, birden fazla risk faktörünün bir arada bulunduğu metabolik bir disfonksiyondur. Tanı kriterleri içinde bel çevresi  ölçüsünde artış, kan basıncı yüksekliği ya da hipertansiyon tedavisi almak, açlık kan şekeri  ve trigliserid yüksekliği ve yüksek dansiteli lipoprotein kolesterol düşüklüğü bulunur. Bir olguda Metabolik Sendrom  var diyebilmek için sayılan bu kriterlerden en az üç tanesinin varlığı şarttır.

Metabolik sendromun görülme sıklığı kilo artışı ile doğru orantılı olarak artar.

Metabolik sendrom risk faktörleri:

  • • Obezite
  • • İleri yaş
  • • Genetik
  • • Menopozal dönem
  • • Sigara kullanımı
  • • Düşük gelir düzeyine sahip olmak
  • • Yüksek karbonhidratlı beslenme alışkanlığı
  • • Fiziksel inaktivite

Obez olgularda obezite devam ettiği sürece diyabet, MetS ve kardiyovasküler risk faktörleri açısından yıllık aralıklarla mutlaka yapılması gereken değerlendirmeler şunlardır:

  • • Bel çevresi ölçümü
  • • Kan basıncı ölçümü
  • • Açlık kan şekeri (AKŞ)*
  • • Glikozillenmiş hemoglobin (HbA1c)*
  • • Lipid paneli

Artroskopi Nedir?

Artroskopi Nedir?

Her yaş grubuna başarıyla uygulanan artroskopi, eklem hastalıklarının tanı ve tedavisinde kullanılır. Artroskopi kelimesi latinceden alınmış olup, Artros(eklem) ve skopi (gözlemek) anlamına gelen köklerden türetilmiştir. Yani, artroskopi "eklemin içine bakmak" anlamına gelir. Eklemin içini görmemizi sağlayan alete ise artroskop denir. Artroskop, fiberoptik ışık kaynağına bağlanmış mercek ve video kamera sistemlerinden oluşur. Eklem içerisini gözlemek için, 0.5 cm'lik deliklerden artroskopinin optik sistemi eklemin içerisine sokulur. Skop denilen optik sistemin ucuna takılan bir kamera ile monitörden bütün eklem içi görülür. Görüntüler videoya kaydedilebilir, fotoğraf alınabilir.


Artroskopik girişim için ameliyathane şartları ve anestezi gereklidir. Tanısal artroskopi lokal anestezi ile yapılabilir. Cerrahi artroskopi için sıklıkla genel veya spinal (belden uyuşturma) anestezi gereklidir. Optik aleti eklem için sokmak için 0,5 cm boyunda bir kesi yapılır. Tanı ve tedavi için birkaç kesi daha gerekebilir. Cerrahi işlem için gereken aletler ikinci bir kesi ile eklem içerisine sokulur. Artroskopik girişim sonrası çoğunlukla hafif ağrı kesiciler yeterli olur. Yapılan işlemin cinsine göre hastanede kalış süresi bir ile iki gün arası değişir, çapraz bağ veya diz kapağı çıkığı tamiri yapılan hastalar dışında genellikle yatış süresi bir gündür. İyileşme süresi, yapılan girişimin büyüklüğüne göre değişebilmekle birlikte oldukça kısadır.  

Menisküs Yırtıkları, Tanı ve Tedavisi

Menisküs Yırtıkları, Tanı ve Tedavisi

Futbol gibi karşılıklı temas sporlarında dizin dönmesi, ani hareketlerde meydana gelen katlanma, tek diz üzerine yük alınması sonrasında menisküsler yırtılabilir.
-Sporcularda bu yaralanmalara ön çapraz bağ (ÖÇB) yaralanmaları da eşlik edebilir.
-İleri yaş grubunda ise menisküsler herhangi bir travma olmaksızın dizde gelişen dejenerasyon ve kıkırdak hasarına bağlı olarak yırtılabilirler.
-Ayrıca her yaş grubunda bir travma olmaksızın dejenerasyonla giden yırtıklar görülebilir.
-Genç insanlarda menisküsler daha sağlam olduğundan daha kuvvetli travmalarla yırtılabilir. İleri yaşlarda menisküs dokusu daha zayıf olduğundan daha basit travmalarla da yırtılabilir.
-İç menisküsün daha geniş ve kalın olması ve medial yan bağa sıkıca yapışmış olmasından dolayı daha hareketli dış menisküse göre daha sık yaralanır ve yırtılır.

Belirti ve Şikayetler:

-Menisküs yırtığında ilk karşılaşılan bulgular ağrı ve dizde şişliktir.
-Diz ekleminde kilitlenme (dizin tam açılamaması veya kapatılamaması) eşlik edebilecek bulgulardandır ve yırtılan menisküsün mekanik bir bariyer oluşturarak eklem hareketlerine engel olduğunu gösterir.
-Dizin iç ve dış yan kısmındaki menisküs üzerine basmayla hassasiyet,
-Eklemden hareketler sırasında ses gelmesi,
-Dizde hareket kısıtlılığı olası diğer bulgulardır.

TANI:

Öncelikle hastanın travma hikayesi ve şikayetlerinin nasıl başladığı sorgulanır daha sonra  tanı için yapılan özel muayene yöntemleri vardır ve bu muayeneler sırasında menisküs yırtığından şüpheleniliyorsa diğer tanı yöntemlerine ulaşılır. Röntgenler menisküsleri göstermemekle birlikte diz içinde başka bir sorunun olup olmadığı hakkında bize bilgi verir. Menisküslerin görüntülenmesi için MRI istenebilir. MRI bize yaklaşık %80-%95 oranında menisküs hakkında bilgi verir. Diz ekleminin kilitli kaldığı durumlarda artroskopik muayene önerilebilir. Menisküs yırtıkları birkaç tipte olabilir:
-Radyal yırtık
-Longutudinal yırtık
-Transvers yırtık
-Kova sapı yırtık
-Flep tarzı yırtık
-Kompleks yırtık
-Dejeneratif yırtık
 

TEDAVİ

Menisküs yırtıklarının başlangıç tedavisi:

-İstirahat
-Buz uygulaması
-Kompresyon (bası uygulaması, bandaj gibi)
-Dizin kalpten yukarı kaldırılarak yerçekiminin etkisiyle diz içi biriken sıvının boşaltılması
 şeklinde özetlenebilir,
Bu tedavinin takibinde dizde kitlenme ve kronik yakınmalar gibi şikayetler gelişmez ise tedavi istirahat süresi boyunca sürer ve biter. Meniskünün sadece 1/3 dış (eklem kapsülüne yakın) bölümünde kan dolaşımı vardır. Bu bölgelerdeki yırtıklarda, menisküs kendi beslenmesi sayesinde  iyileşebilir. 2/3 iç bölgede ise tam bir tamir olmaz. Yinede her zedelenmiş menisküs bulgu verecek diye bir kural da yoktur.
Tedavi konservatif ve cerrahi olarak ikiye ayrılır. Ama öncelikle konservatif tedavi yapılmalı ve daha sonraki takibe göre cerrahiye karar verilmelidir.

Cerrahi Tedavi:

İlk müdahaleyi takiben ağrı, şişlik ve dizde kilitlenme şikayetleri devam ediyorsa ve şikayetler günlük aktiviteyi etkilemeye başladı ise cerrahi tedavi planlanmalıdır. Burada ana hedef menisküsleri olabildiğince korumaktır. Eğer menisküs korunamıyorsa menisküslerin bir kısmı veya tamamını çıkartılmasını içeren menisektomiler  yapılmalıdır.
Menisküslerin dış kısmında kanlanma mevcuttur ve bu dikiş atılan bölgede kaynamanın olma ihtimalini arttırır o nedenle bu bölgedeki yırtıklarda dikiş alternatifi ilk düşünülmesi gereken yöntemdir.Menisküsün 1/3 orta kısmında da bir miktar kanlanma mevcuttur o nedenle buradaki yırtıklarda da dikiş düşünülebilir ama dikişli bölgenin kaynama ihtimali daha düşüktür. 1/3 iç kısımda ise kanlanma olmadığı için dikiş alternatifi düşünülmez.
Bugün günümüzde menisküs cerrahisi artroskopik olarak yapılmaktadır.Artroskopik olarak:


1.Menisektomi:

Hasarlı menisküsün bir  bölümü veya tamamı kesilerek çıkarılır. Küçük yırtıklarda menisküsün de küçük bir bölümü alındığı için hastalarda herhangi bir fonksiyonel kayba neden olmaz. Menisküsün 1/3 kısmının iyileşme şansı olmadığı için alınır. Yine çok parçalı büyük yırtıklar da alınmak zorunda kalınabilir.

Menisküs alınmasının avantajı hastaların ameliyattan sonra spinal anestezinin çözülmesi ile birlikte  yürümesi  ve 3 hafta sonra spora dönmeleridir.

Dezavantajlar ise menisküsün büyük kısmının alındığı durumlarda bu ciddi bir fonksiyonel bozukluğa bağlı zaman içinde diz ağrılarına ve kireçlenmeye neden olabilir. Bu nedenle gereksiz durumlarda menisküsün alınmaması, dikilmesi önerilir.

2.Menisküs Dikişi:

Artroskopik deneyimi fazla olan ortopedik  diz cerrahları tarafından yapılması gereken bir işlemdir. Menisküsün 2/3 dış (eklem kapsülüne yakın) kısmı iyileşme potansiyeli gösterir. Yine bu 2/3 lük dış bölge menisküs fonksiyonlarının % 90 ını yapar. Bu nedenle bu bölgedeki yırtıklar mümkün olduğunca dikilmelidir.
Avantajı var olan menisküsün korunarak iyileştirilmesi ve  uzun vadeli bir diz performansı sağlar.
Dezavantajları ise ameliyat sonrası 6-8 hafta koltuk değneği kullanılması ve  % 10 dikilen yırtığın iyileşmemesi, spora dönüşün 3-4 ayı bulmasıdır.

Tekrarlayan Omuz Çıkıkları

Tekrarlayan Omuz Çıkıkları

İlk çıkık sonrasında  omuzun sabitliğini sağlayan dokuların bir kısmının iyileşememesi yeniden çıkığa neden olur. Bunlardan en sık görüleni labrum denen kıkırdak desteğin kemiğe yapışma yerinden ayrılması,  omuz kapsülündeki gevşeme ve  kol (humerus) kemiğinin küresel yapıdaki baş kısmındaki defektlerde sorumlu tutulmaktadır. Bu problemlerin onarıldığı cerrahi müdahaleler sonrası bile yeniden çıkıklar görülebilmektedir.

Tekrarlayan omuz çıkıkları eklemde bozulma ve kireçlenmelere neden olabilirken  omuz çevresi kas  ve tendonlarda kalıcı hasarlar oluşturabilir. Bu nedenlerle tekrarlayan omuz çıkıklarında cerrahi tedavi önerilir.

Omuzunuz ilk çıktığında derhal doktora başvurun. Çıkığın yerleştirilmesi kolayca başarılamazsa fazla zorlamadan genel anesteziyle yapılmalıdır. Çıkık yerine yerleştirildikten sonra omuz 3-4 hafta gevşek bir tesbit yapılmalıdır. Bu tesbit iyileşebilecek dokuların iyileşmesine olanak verir. Tesbit sonrası omuz adelelerinin kuvvetlendirilmesi de önemlidir. Bütün bunlara rağmen omuzunuz yeniden çıkabilir.

 

Tekrarlayıcı çıkık tipleri :

1- Travmatik çıkıklar

İlk çıkığın önemli bir travma ( düşme,çarpma,trafik kazası vs.) ile olduğu, tek yöne (öne veya arkaya) çıkıklarda, kürek kemiğinde eklem yapısına katılan labrum dediğimiz, kol kemiğine bariyer görevi yapan yapı zedelenir ve kürek kemiğine yapıştığı yerden ayrılır ve bariyer yapısı zedelendiği için(Bankart lezyonu)  omuzun tekrar çıkma olasılığı artar ve tekrarlayıcı çıkıklarda sadece cerrahi tedavinin etkili olduğu çıkık tipidir
Tekrarlayıcı omuz çıkıklarının % 90 ı klasik travmatik çıkıklardır. İlerleyen vakalarda çıkıklar çok kolay olabilmekte ve hastalar genellikle omzunu kendileri yerleştirmeye başlamaktadırlar. Tek tedavi seçeneği cerrahi dir.

 

2. Atravmatik çıkıklar:

İlk çıkığın önemli bir travma olmadan, günlük aktivasyon sırasında fazla zorlama ile oluşan (kolu çevirmek, fırlatma, ters bir hareket yapmak gibi), hem arkaya hem öne çıkan, genellikle her iki omuzda görülen, tedavisinde önceliğin fizik tedavi olduğu ve operasyonunda da kapsül operasyonlarının yapıldığı çıkık tipidir.
Bu hastalarda omuz çok kolay çıkmakta ve yerine girmektedir. İyi ve deneyimli ellerde yapılan fizik tedavi ile % 80 tedavi olmaktaır. Fizik tedaviye cevap vermeyenler ise cerrahi yöntemlerle tedavi edilebilmektedir.

 

3- İstemli çıkıklar:
Hastalar omuzlarını istemli olarak öne ve arkaya çıkarıp yerine yerleştirirler. Bu hastaların öncelikle istemli çıkık yapmaktan vazgeçmeleri gerekir. Bunun için bazen psikolojik tedavi gerekebilir. İstemli çıkık yapmaktan tamamen vazgeçen hastalarda atravmatik çıkıktaki gibi tedaviye devam edilir. Fizik tedaviye rağmen belirli hareketlerde çıkık oluşuyorsa cerrahi tedavi denenebilir fakat cerrahi tedavi başarısı oldukça düşüktür.

 

Cerrahi Tedavi:

Bir cerrahiden beklenen özellikler şunlardır;

1. Düşük nüks oranı
2. Düşük komplikasyon oranı
3. Düşük yeniden operasyon oranı
4. İleride eklemde kireçlenme olasılığı düşük olmalı
5. Omuz ekleminde hareket kısıtlılığı yapmamalı
6. Vakaların büyük çoğunluğuna uygulanabilir olmalı

Genelde artroskobik % 80, açık operasyonlar ile % 85 ler civarında başarı sağlamaktadırlar. Artroskopik cerrahi teknik olarak oldukça zor ve özel bir eğitim gerektiren bir tekniktir. Başarı oranı iyi ellerde %90 dır.

 

ARTROSKOPİK CERRAHİ:

Avantajları
Ek patolojiler tedavi edilebilir.
Ameliyat sonrası daha azdır
Rehabilitasyonu daha kolaydır
Eklem  hareketlerinde kısıtlanma riski az
Ciltte daha az iz bırakır
Cerrahi süresi kısadır

 

Dezavantajları 
Kemik eksikliğine bağlı tekrarlayan çıkıklar tedavi edilemez
Cerrahi tekniğin mükemmelleşmesi zaman alır
Yeterli destek dokusu yoktur
Nüks riski çok küçük oranda da olsa daha yüksektir.

Omuz çıkıklarının değişik tiplerinde değişik artroskopik cerrahi yöntemleri vardır.

1. Artroskobik bankart tamiri; Labrum denilen omuz yuvasının ön kısmında bulunan kıkırdak destek tekrarlayıcı omuz çıkıklarının en önemli nedenlerinden biridir. Arkada 1 önde 2 küçük bir delik aracılığıyla yapılan bu cerrahide labrum orjinal yerine dikilir. Bu kıkırdak parçayı kemiğe tesbiti için ucunda ip bulunan 3-5 mm lik bir vida kemiğe yerleştirilir ve labrum da ip kullanılarak kemiğe dikilir.

2. Eklem kapsülünün daraltılması; Labrumun yırtık olmadığı, labrumun tamamen dejenere olduğu tekrarlayıcı omuz çıkıklarında veya labrum tamirine ek olarak yapılır. Amaç tekrarlayıcı çıkıklarla bollaşmış eklemi kapsülünün daraltılmasıdır. Daraltma için bol kapsülün alt bölümünden başlanarak yukarı doğru dikişlerle bolluk sıkılaştırılır.

3. Dağlama :Bollaşmış eklem kapsülünün  artroskopik olarak eklem içinden radyofrekans akımı kullanılarak ısıtılması ve sonrasında kapsülün büzüşmesi ile özetlenebilecek tedavi yöntemidir. Tek başına uygulanabileceği gibi bankart tamirine ek olarak da yapılabilir.Komplikasyonları nedeni ile kullanımı azdır.
Ameliyat sonrası dönemde kol 4 hafta askıda kalır. Askıda kaldığı sürece günde 3 kez verilen omuz sallama ekzersizleri yapılır. Hasta 5. günden itibaren banyo yapabilir. Kolun askıda kaldığı süre içinde askı çıkarılarak omuz sabit kalmak üzere yemek yenilinebilir, bilgisayar kullanılabilir ve yazı yazılabilir.

4-6 haftalar arası pasif ve kısıtlı aktif hareketlere izin verilir. 6-10. haftalar arasında aktif hareketler ve çeşitliliği  arttırılır. Bu süreçte hastalar günlük işlerinin büyük kısmını yapabilir, kolun omuz seviyesinin üzerine yana açılması dışındaki hareketlere izin verilir. 10 ve 12. Haftalar arasında  omuz hareketlerinden fırlatma hareketi dışındaki hareketlere izin verilir. 12-16. haftalarda tüm hareketlere izin verilmeye başlanır. 16. haftada spora izin verilir. Kolun başüstü pozisyonunda yoğun kullanıldığı sporlara (Tenis, basketbol, voleybol, )6. ay sonrasında izin verilir.
Ameliyat sonrası uygulanan fizik tedavi ve rehabilitasyon en az cerrahi kadar önemlidir.

Ülser Mevsimi

Ülser Mevsimi

Kesin nedeni bilinmemekle birlikte, ülserlerin, mevsim geçişlerinde ve en çok bahar aylarında görüldüğü, çok eski yıllardan beri görülen ve inanılan bir durumdur. Biz hekimler, bu dönemlerde sık mide veya onikiparmak bağırsağı ülseri teşhisi koyduğumuzda, “ülser mevsimi başladı” diye yorum yaparız. Nedeni; iklim değişikliğine vücudun tam uyum sağlayamaması, çiğ sebze ve meyvenin, bahar ayında daha fazla tüketilmesi, baharda duygusal ve ruhsal dalgalanmaların oluşturduğu stres ve asit fazlalığı gibi sebepler düşünülebilir. Kesin nedeni ise bilinmiyor.

O zaman, nedir bu ülser? Ülser kelimesini kabaca “yara” olarak tanımlayabiliriz. Biz burada sadece ”mide” ve “onikiparmak bağırsağı” ülserlerinden bahsedeceğiz. Mide ve onikiparmak bağırsağının iç yüzeyini döşeyen örtünün en az 5 mm genişlikte, derin yaralarıdır. Temel sebep bu örtüyü koruyan faktörler ile bozan sebepler arasındaki dengenin bozulmasıdır.

Günümüzde ülser oluşumunda ve tekrarlamasında en çok sorumlu tutulan “Helikobakter Pilori” denilen ve mide iç örtüsünde yaşayan aside dirençli bir bakteri ve “NSAI” denilen aspirin ve benzeri ağrı kesicilerin yol açtığı ülserlerdir.

Karnın üst tarafında bulunan ağrı en sık rastlanan yakınmadır. Onikiparmak bağırsağı ülserinde genellikle yemek ile geçen bir ağrı söz konusudur. Onikiparmak ülserinde daha belirgin olmak üzere mide ülserinde de geceleri uykudan uyandıran ağrı söz konusu olabilir. Mide ülserinde iştahsızlık ve kilo kaybı olabilir. Ülserli hastalarda bazen hazımsızlık, şişkinlik, yanma, bulantı gibi belirtiler eşlik edebilir. Ülser kanaması olur ise, kahve telvesi gibi kusma veya siyah dışkı görülebilir. Ülser delinmesi olur ise ani çok şiddetli ağrı oluşur. Ülsere bağlı onikiparmak bağırsağının daralması olur ise kusma, kilo kaybı olabilir.

Kesin teşhis, yemek borusu, mide ve onikiparmak bağırsağının incelenmesini sağlayan geliştirilmiş video endoskopi sistemleridir. Bunlarla HD kalitesinde görüntü elde edilip, gereken durumlarda işlem esnasında biyopsi alınabilmektedir. Bu biyopsi örnekleri mide ülserlerinde kanser tanısının ayırt edilebilmesini sağlamasının yanında, gastrite ait detaylar ve H. Pilori varlığı gösterilebilir. Ayrıca mide mukozasından alınan parça ile H. Piloriye ait direkt test de yapılabilmektedir. Ayrıca aktif kanayan ülserlere, bu işlem esnasında kanamayı durdurucu ilave girişimler yapılabilmektedir. Ağızdan ilaç içilerek çekilen ve eski yıllarda sık kullanılan mide grafilerine, nadiren ihtiyaç duyulabilir.

H. Pilori için de biyopsi yapılmadan uygulanabilecek testler de bulunmaktadır. Üre-nefes testi, kan veya dışkıda yapılan bazı testler bunlardan bazılarıdır.

Ülserli hastaların beslenmesinde bazı gıdalara dikkat etmesi gerekmektedir. Kabaca bazı dokunacak gıdaları sıralayacak olursak; bütün asitli içecekler (gazoz, kola…), çay kahve, kakao, yağda kızarmış yiyecekler (etler, sebzeler, tatlılar), baharatlı yiyecekler, baklagiller, bulgur, mısır, turşu, salçalı ve sirkeli gıdalar, tahin-pekmez, tahin helvası, asitli meyveler)

Ülser tedavisinde, ülsere yol açan nedenlerin ortadan kaldırılması gerekir. Bu nedenle doktorunuzun önerileri ve tercih ettiği ilaç tedavisi için; genel önlemlerin yanı sıra, var ise H. Pilori enfeksiyonu tedavi edilir. NSAI (aspirin ve benzeri ağrı kesici, iltihap giderici) ilaçlar ilaçlar kesilir veya mideye zarar vermeyenler ile değiştirilir. Asit azaltıcı veya mukoza koruyucu ilaçlar verilir.

Helikobakter tedavisi için, genellikle; iki farklı antibiyotik ve ülser ilaçları ile (PPI) olan, “üçlü tedavi”, 14 gün uygulanır.

İlaçlarla tedavi olmayan, ya da kanama, darlık, delinme gibi komplikasyon gelişen hastalarda cerrahi tedavi gerekir.

Önemli olan; erken teşhis ile komplikasyonlar oluşmadan, ülseri tedavi etmektir.

Reflü Nedir?

Reflü Nedir?

 REFLÜ HASTALIĞI

Reflü’nün kelime anlamı “geriye doğru kaçmak” tır. “Gastroözofageal reflü” yü mide içeriğinin yemek borusuna kaçması olarak tanımlayabiliriz. Burada yemek borusuna kaçan mide içindeki muhteviyat asit olabildiği gibi, bazen de on iki parmak barsağından mide içine ve buradan da yemek borusuna kaçan safra ve pankreas sıvıları olabilir. Bu kaçak belli bir sürenin ve miktarın üstünde olunca ciddi problemlere neden olarak önemli sağlık sorunlarına yol açabilir.

Reflü hastalığı günümüzde en sık rastlanılan sindirim sistemi hastalığıdır. Reflü bebeklerde bile olabilmektedir. Fakat en sık 30-40 yaş grubunda ortaya çıkmaktadır. Bebeklerdeki reflü, sıklıkla bebeğin gelişimi ile birlikte ileri tedavi gerektirmeksizin 2 yaşına kadar kendiliğinden düzelir. Düzelmediği ve ciddi sağlık problemlerine yol açtığında ilaç tedavileri dahil, ameliyat dahi gerektirecek tedavi yöntemleri ihtiyaç duyulabilir. Bunun yanı sıra hamilelerin üçte ikisinde de reflü şikayetleri görülebilir ve hamileliğin sonlarına doğru şikayetler artabilir. Doğum sonrası reflü sıklıkla kendiliğinden geçer.

Reflüde görülebilen yakınmalar, ağıza acı su gelmesi, göğüste yanma, göğüs ağrısı, ses kısıklığı, sık farenjit, astım, kronik öksürük, ağız kokusu şeklinde olabilir.

Yenilen yemeğin geriye doğru kaçması, göğüste yanma veya ağrı hissine yol açabilir ki bu durum en çok kalp hastalıkları ile karışabilir. Yemekten sonra yatıldığında veya öne eğilindiğinde geriye kaçış ve göğüste yanma daha belirgindir.

Reflü tanısının konulmasında ilk basamak hastanın şikayetleridir. Ağıza acı su gelen ve tipik yanma şikayetleri olan bir hasta asit baskılayıcı ilaçlardan da yarar gördüğünü söylemekte ise büyük olasılıkla sorun reflüdür.

Tanıda ilk yapılması gereken tetkik endoskopidir. Endoskopi’de yemek borusunda asit tahrişine bağlı bulgular görülebileceği gibi, reflüye neden olabilecek bir mide fıtığı da teşhis edilebilir. Endoskopi, ayrıca kanser için risk oluşturan “Barrett mukozası” varlığını saptanmasına ve buradan teşhis için parça alınmasına olanak sağlar. Ayrıca reflü ile karışabilecek, gastrit, ülser veya kanser gibi hastalıkların ayırt edilmesini sağlar. Yemek borusunda herhangi bir tahriş olmadan da reflü olabilir. Böyle bir durumda reflü’nün ayırt edilmesinde, yemek borusuna kaçan asitin gösterilmesi (yemek borusunun 24 saatlik asit ölçümü), kaçan muhteviyatın katı, sıvı, gaz olmasının saptanması (empedans ölçümleri) veya safralı sıvının kaçışını gösterilmesi (bilitech) gibi yöntemlere başvurulur.


REFLÜ HASTALIĞININ TEDAVİSİ

Reflü tedavisinde, bir takım önlemler ve ilaç tedavisi veya cerrahi tedavi uygulanmaktadır. Yeni geliştirilmeye çalışan diğer bazı yöntemlerin ise henüz yeterli bir etkinliği ispatlanmamıştır.

Reflü hastalığında alınabilecek basit bir takım önlemleri sıralayacak olursak:

  • Yemekten sonra 3-4 saat süre ile yatmamak ve yatağın başını yükseltmek,
  • Öne doğru çok fazla eğilmemek,
  • Alkol, bira, kola veya maden suyu gibi gazlı içeceklerin alımını tamamen kesmek,
  • Nane, soğan, sarımsak, çikolata gibi gıdaların alımından kaçınmak ve baharatlı veya kızartma tarzında yiyecekler tüketmemek,
  • Şişmanlık var ise kilo vermek,
  • Sıkı pantolon giymemek ve sıkı kemer kullanımından kaçınmak,
  • Portakal, limon gibi asitli meyvelerden kaçınmak,

Önlemlere ek olarak, ilaç tedavisi uygulanmaktadır. Asit gidericiler, mukoza yüzeyini kaplayarak etki eden koruyucu ilaçlar ve asit salgılanmasını engelleyen etkili bazı ilaçlar kullanılmaktadır. Önlemlere ve ilaçlara karşın rahatlamayan ya da hayat boyunca bunları uygulamak istemeyip daha çabuk kesin sonuç isteyen hastalarda ise anti-reflü cerrahisi yapılabilir. 8 – 12 haftalık ilaç tedavisi ve bir dizi diyet ve sosyal yaşam önlemi sonrasında rahatlamayan ve reflü şikayetleri devam eden hastalarda ameliyat önerilebilir. Anti-reflü cerrahisi, hastanın şikayetlerini ortadan kaldırmak ve ilaçsız bir yaşam için önerilmeli ve uygulanmalıdır. Ameliyatın başarı şansı ortalama olarak %80-90 civarındadır.

Cerrahi müdahale olarak “laparoskopik (kapalı) reflü ameliyatı” günümüzde kabul gören en iyi yöntemdir. Herhangi bir sorun çıkmadığı takdirde ameliyat sonrası 8 saat sonra hasta, sıvı gıdaların alımına başlayabilmekte ve yine ameliyattan sonraki 18-24 saat içinde taburcu olabilmektedir.

Ameliyattan sonra en çok görülen istenmeyen durum ise, büyük çoğunlukla geçici olan ve daha çok katı gıdalara karşı oluşabilen yutma güçlüğüdür. Böyle bir sorunla karşılaşıldığında, genellikle ortalama olarak 1 ayda kendiliğinden düzelmektedir. Tedbir olarak ameliyat sonrası önce sıvı gıdalarla beslenme başlayıp, yavaş yavaş katı gıdalara geçiş yapılır.

Bazı hastalarda, şişkinlik ve gaz şikayetlerinde artış olabilmektedir. Şikayetleri fazla olanlarda gaz giderici ilaçlar ile önlem alınabilir.

Ameliyat sonrası dikişlerin zorlanmaması için hastaların ağır kaldırmaması, yukarılara uzanmaması, öksürüklü hastalıkların hızlıca tedavisi gibi önerilerimiz olmaktadır.

E-Randevu ve E-Laboratuvar

E-Randevu ve E-Laboratuvar

E-Randevu ve E-Laboratuvar sistemi artık hizmetinizde.

E-işlemler menüsünden randevu alabilir, laboratuvar tahlil sonuçlarını öğrenebilirsiniz.

Cumartesi günleri hizmet vermeye devam ediyoruz

Cumartesi günleri hizmet vermeye devam ediyoruz

Merkezimizde Covid-19 tedbirleri kapsamında uygulanan kısıtlamalarda, Cumartesi günleri hizmet vermeye devam ediyoruz.

Anlaşmalı Kurumlar

Acıbadem Sigorta

Acıbadem Sigorta

Özel Sağlık ve Tamamlayıcı Sağlık Sigortası
Ak Sigorta

Ak Sigorta

Özel Sağlık ve Tamamlayıcı Sağlık Sigortası
Axa Sigorta

Axa Sigorta

Tamamlayıcı Sağlık Sigortası
Allianz Sigorta

Allianz Sigorta

Özel Sağlık ve Tamamlayıcı Sağlık Sigortası
Ergo Sigorta

Ergo Sigorta

Özel Sağlık Sigortası
Halk Sigorta

Halk Sigorta

Tamamlayıcı Sağlık Sigortası
Uni Co Sigorta

Uni Co Sigorta

Tamamlayıcı Sağlık Sigortası
Katılım Emeklilik

Katılım Emeklilik

Tamamlayıcı Sağlık Sigortası
NN Hayat ve Emeklilik

NN Hayat ve Emeklilik

Tamamlayıcı Sağlık Sigortası
Neova Sigorta

Neova Sigorta

Tamamlayıcı Sağlık Sigortası
Türk Nippon Sigorta

Türk Nippon Sigorta

Tamamlayıcı Sağlık Sigortası
Demir Hayat Sigorta

Demir Hayat Sigorta

Özel Sağlık ve Tamamlayıcı Sağlık Sigortası
Ethica Sigorta

Ethica Sigorta

Tamamlayıcı Sağlık Sigortası
Aegon

Aegon

Özel Sağlık ve Tamamlayıcı Sağlık Sigortası
HDI Sigorta

HDI Sigorta

Tamamlayıcı Sağlık Sigortası
Magdeburger Sigorta

Magdeburger Sigorta

Tamamlayıcı Sağlık Sigortası
Fiba Emeklilik

Fiba Emeklilik

Özel Sağlık ve Tamamlayıcı Sağlık Sigortası
ENKADER-Engelli Kadınlar Derneği

ENKADER-Engelli Kadınlar Derneği

Dernek
BEM-BİR-SEN Belediye ve Özel İdare Çalışanları Birliği

BEM-BİR-SEN Belediye ve Özel İdare Çalışanları Birliği

Sendika
Eğitim-Bir-Sen

Eğitim-Bir-Sen

Sendika
Hak-İş Konfederasyonu/Hizmet-İş Sendikası

Hak-İş Konfederasyonu/Hizmet-İş Sendikası

Sendika
Tekgıda-İş Sendikası

Tekgıda-İş Sendikası

Sendika
Öz-İş Sendikası

Öz-İş Sendikası

Sendika
DSYK-Damızlık Sığır Yetiştiriciliği Kooperatifi

DSYK-Damızlık Sığır Yetiştiriciliği Kooperatifi

Kooperatif
Tatkavaklı Esnaf ve Sanatkarlar Kredi ve Kefalet Kooperatifi

Tatkavaklı Esnaf ve Sanatkarlar Kredi ve Kefalet Kooperatifi

Kooperatif
Mustafakemalpaşa Esnaf ve Sanatkarlar Odası

Mustafakemalpaşa Esnaf ve Sanatkarlar Odası

Esnaf Odası
Mustafakemalpaşa Şoförler ve Otomobilciler

Mustafakemalpaşa Şoförler ve Otomobilciler

Esnaf Odası
Mustafakemalpaşa Tuhafiyeciler Manifaturacılar

Mustafakemalpaşa Tuhafiyeciler Manifaturacılar

Esnaf Odası
Mustafakemalpaşa Haberleşme Dinlenme Barınma ve Eğlence Hizmetleri

Mustafakemalpaşa Haberleşme Dinlenme Barınma ve Eğlence Hizmetleri

Esnaf Odası